1 Temmuz 2013 Pazartesi

İsmet Berkan'ı Kınıyoruz

0 yorum
Basın emekçilerine ve kamuoyuna:

Hürriyet gazetesi köşe yazarı İsmet Berkan’ın 20 Haziran tarihinde, sokakta yaşamakta olan Fındık isimli köpeğin ölümüne sebep olmasının ardından hem olay anında söylediği sözleri hem de kendi kişisel blogu üzerinden yaptığı açıklamaları kaygı ile takip ettik. 

Berkan, görgü tanıklarının aktardığına göre bakımını üstlenmekte olduğu köpeği gezdirirken, sokakta yaşayan köpekleri korkutacak hareketlerde bulunmuş, köpekler birine (Fındık) onun bu hareketlerinden kaçtığı esnada oradan geçmekte olan bir araba çarpmıştı.  Olay sırasında çevrede bulunan kişiler, Berkan’ın arabanın köpeğe çarpmasını önemsemeyerek ilerlemeye devam ettiğine, kendisine durması söylendiğinde bakımını üstlendiği ‘’cins köpeği’’ kastederek “Bununla onu bir mi tutuyorsun?” dediğine, Fındık’ın ölümünün ardından “Oh iyi oldu, bunu hak etmişti”, “İnşallah ölür”, “Zaten hayvansever değilim” gibi cümleler sarf ettiğine şahit olduklarını bildirdiler. 

Bu durum kısa sürede sosyal medyada hayvanlar konusunda duyarlı pek çok insanın dikkatini çekti ve binlerce insan #ismetberkanhesapver hashtag’ini kullanarak Berkan’dan hesap sordu. Bunun üzerine Berkan, kişisel blogundan bu davranışlarının sebebinin korkmuş olması, paniğe kapılması ve Fındık’ın zaten ölmüş olduğunu düşündüğü için olay yerini terk ettiğini yazdı. (http://ismetberkan.blogspot.com/2013/06/hesap-veriyorum_21.html)

Bu yaşananlar, sokaklarda yaşayan hayvanlara yönelik şiddetin ne ilk ne de son örneğidir. Sokaklarda yaşayan hayvanlar her gün şiddete, tecavüze, cinayetlere maruz kalmakta bir yandan da belediyelerin ve devletin kısırlaştırma, zehirleme ve imha politikalarının hedefi olmaya devam etmektedirler.

Köpeğe çarpan aracın sahibi Berkan hakkında hukuki işlem başlattı. Bu hukuki sürecin takipçisi olacağımızı duyururuz. 

Devletin hayvanlara bakışının ve yasaların yetersizliğinden ötürü bu dava, Berkan’ın davranışının araca verdiği maddi hasar üzerinden sürdürülecek. Bu yüzden de bir yandan bu davayı takip eder ve İsmet Berkan’ı kınarken bir yandan da hayvanlara yönelik şiddet eylemlerinin ve cinayetlerin ciddi yaptırımlarla karşılandığı yasalara gerek olduğunu da bir kez daha tekrarlıyoruz.

Bağımsız Hayvan Özgürlüğü Aktivistleri


Devamını Oku »

Yakarsa Dünyayı İnekler Yakar

0 yorum


Et yiyen biri, vegan birinden 7 kat daha fazla sera gazı üretiyor.

Sınai hayvan çiftlikleri; et, süt, yumurta gibi hayvansal ürünlerin kaynağını ve yetiştirildikleri alanları betimler. Peki siz et yedikçe, süt içtikçe neler oluyor bilmek ister misiniz? Öncelikle söylemeye gerek yok belki ama yediğiniz et sizin için kafası uçurulmuş bir canlının muhtelif yerlerinden ibaret. Daha önce nefes alan bir canlının ölmüş beden parçaları... Süt ise sömürünün, hırsızlığın ve tecavüzün pastörize şekli. Bu işleyiş buzağının hakkını çalıyor, ineğin iradesi dışında ineği demir çubuklarla dölleyip hamile bırakıyor, bebeğini emzirmesine müshade etmeyip bebeğini ondan ayırıyor, buzağısı için ürettiği süt ise memelerini sömürünceye kadar alınıp kutuluyor. Tüm bu şiddet ve sömürünün arkasında gezegenin geleceğini ve aynı gemide olan bizlerin kaderini belirleyecek ayrıntılar var, yaşamın gizlendiği ayrıntılar... Hayvan yemeye insan merkeziyetçi bakışı "hayvanlar biz onları yiyelim diye var" "proteine ihtiyacımız var" "et çok lezzetli, et yemeden yaşayamam"; çürüten bir insan merkeziyetçilik...

Dünyadaki verimli tarım alanlarının çoğu hayvan yemi olarak kullanılan mısır ve soya gibi ve dahası et verimini, süt verimini arttırmak için genetiği değiştirilmiş tahıl, mısır ve soya ekimi için kullanılıyor. Bu şu demek: "Ekinleri hayvanlara yedirip sonra hayvanları yemek, suyu lağımdan geçirip içmeye benzer" -Bruce Friedrich. 

Ete dayalı beslenme ile artan dünya nüfusu ve daha fazla hayvan yetişitiriciliği ve katletmeciliği daha fazla metan gazı, daha fazla temiz su kullanımı, daha fazla ormansızlaştırma demek. Peki tüm bunlar ne demek? İnekler mideleri dört bölmeden oluşan geviş getiren canlılardır. Selülozu sindirebilen sindirim sistemlerinde mutualist yaşayan bakteriler, bu özel sindirim işlemi sonucunda metan gazı üretirler. Üretilen bu metan gazı, üretildiği yerde durmaz ve osurmak eylemiyle atmosfere karışır. Küresel ısınma olayına baktığımızda karşımıza "sera gazları" kavramı çıkar. Sera gazları su buharı, karbondoksit, metan ve ozondur. Sera gazlarının olması gerekenden fazla olan yoğunluğunun sebep olduğu küresel ısınma; atmosferin ışığı geçirme ve ısıyı tutma özelliğinin etkilenmesiyle ortaya çıkmış bir sorundur. Karbondioksite oranla 4 kat daha kuvvetli bir sera gazı olan metanın büyük bir kısmı sınai hayvan çiftliklerinden osuruk formunda salınır. Ve sınai hayvan çiftliklerindeki her geçen gün nüfusu artan hayvanlar için daha fazla mısır, daha fazla soya gereklidir. Bu mısır ve soyalar bir zamanların balta girmemiş ormanlarına balta sokmuş ve balta girmiş ormalara daha fazla balta sokacak ormansızlaştırma eylemlerinin devam etmesi demektir. Ta ki kesecek ağaç kalmayana dek. 

Endüstriyel hayvancılık ormansızlaştırma ile biyolojik tür çeşitliliğin azalmasına hatta yok olmasına, toprağın bozulmasına, iklim değişikliğine, hava kirliliğine, su kirliliğine ve geleceğin su savaşlarına öncülük etmektedir. Hala et yemeye, süt içmeye devam mı? 

Şimdi verilere bakalım:

*Ormansızlaştırma: Greenpeace’in “Slaughtering the Amazon” adlı raporu, dünyadaki yıllık ormansızlaşmanın %14’lük bi oranla en büyük sorumlusunun, Brezilya’daki Amazon ormanlarının, hayvancılık için katledilmesi olduğunu ortaya koyuyor. 2003 yılından bu yana 70.000 kilometrekare alan yakıldı. Buna diğer hayvancılık yapılan bölgelerdeki daha ufak çaplı orman yakmalar/kesimler de eklenince, rakamlar daha da büyüyor. Ormanların yakılmasıyla açılan tarım alanlarının %80’inde hayvancılıkta yem olarak kullanılmak üzere soya yetiştirildiği ve bu sektörün köle ticaretini hala sürdürdüğü “Eating up the Amazon” adlı bir başka raporda açıklanmıştı.

Yağmur ormanlarının yok edilmesi sonucunda her yıl 1000 hayvan türünün soyu tükeniyor.

*Su, Ekilebilir Alanlar ve Açlık: Dünya’da yapılan toplam tahıl ticaretinin yüzde ellisi hayvan besini ya da biyolojik yakıtlar için gerçekleştiriliyor. Bu konuyla ilgili olarak, Birleşmiş Milletler Yiyecek Elçisi, bir milyar insan açlık çekerken, 100 milyon ton tahıl ve mısırın biyo-yakıt amaçlı kullanımı için “insanlık suçu” tanımını yaptı. Peki, her sene üretilen 756 milyon ton tahıl ve mısır ile 220 milyon ton soyanın, 1,5 milyardan fazla insana yeterince besin sağlayabilecekken, çok daha az insanın tüketimi için yetiştirilen hayvanlara yem olarak kullanılması nedir? Bu verimsiz besin politikası sonucu fakir ülkelerdeki yiyecek fiyatları artmakta ve aradaki uçurum açılmakta.

Milyonlarca insanın ölümcül bir açlık çektiği Afrika ülkeleri, gelişmiş ülkelerde yaşayan insanların sofralarını süsleyecek hayvanların daha da şişmanlatılması için, gelişmiş ülkelere tahıl ihraç ediyorlar. Eti için yetiştirilen hayvanlar, verilere göre Afrika’da üretilen mısır ve tahılların yüzde 70′ini tüketiyor.

"Zengin dünya et tükettikçe, fakir ülkelerin açlık sorunu asla bitmeyecek."

40,4 dönüm arazi sadece 20 kişiye yetecek kadar sığır eti üretirken, aslında 240 kişiyi beslemeye yetecek kadar buğday üretebilir.

Sadece Amerika’da tüketilen toplam suyun yarısı, bu hayvanların yetiştirilmesine harcanıyor. Bir kilo biftek için 13 000 – 100 000 litre arasında su kullanılıyor.

1 kilo et 190 metrekare alan ve en az 105.000 litre su gerektiriyor. 1 kilo soya fasülyesi ise sadece 16 metrekare alan ve 9.000 litre su gerektiriyor. Yani 1 kilo et üretmek için kullanılan alan ve su ile, 12 kilo soya fasülyesi veya 8,5 kilo mısır üretilebilir. Ve bu seçim çiftçiye, ve dünyaya, 95.000 litrelik bir su kazancı sağlar.

Sadece su ve alan da değil, toplamda hayvancılık sonucu elde edilen etin sunduğu enerji, o etin üretiminde harcanan enerjinin yedide biri! Yani 1 kilo et elde etmek için, 7 kilo etlik bir enerji harcıyoruz! Geriye kalan 6 kilo ziyan oluyor!

Amerika’daki yıllık et tüketimi senede 935 kilo. Earth Policy Institute hesaplamalarına göre, eğer

Çin’de şuanda 291 kg olan yıllık et tüketimi Amerika ile aynı noktaya yani 935 kiloya çıkarsa, 2031 yılında dünyanın üçte ikisinde sadece hayvanlara yem olmak üzere ürün ekilmesi gerekecek. Bu tüketim oranının tüm dünyaya yayılması durumunda ise, dünya yetmez hale gelecek, böyle bir durumda gerekecek hayvan yemi için 2 adet dünya gezegeni gerekecek!

*Küresel Isınma: Hayvan yetiştiriciliğinin ve et üretiminin, global ısınmanın en önemli sebeplerinden olduğunu söyleyenler arasında FAO(Yiyecek ve Tarım Organizasyonu), WHO (Dünya Sağlık Örgütü) ve IPCC (İklim değişikliği üzerine hükümetler-arası panel) gibi dünyanın önde gelen çevre kuruluşları yer alıyor. Çünkü atmosfere salınan sera gazının beşte biri, hayvancılıktan kaynaklanmakta. Bu da, küresel ısınmanın enerji tüketiminden sonra 2. nedeni (Araçlarsa 3. sırada gelmekte).

Hayvan endüstrisi, Birleşmiş Milletler raporlarına göre ise sera gazı emisyonunun %18’inden sorumlu, tüm ulaşım sektöründen %40 daha fazla karbon salınımında bulunarak bugün iklim değişikliğinin 1 numaralı sorumlusu.

Et yiyen biri, vegan birinden 7 kat daha fazla sera gazı üretiyor.

*Kirlilik: Sadece Amerika’daki hayvan çiftliklerinin ürettiği kirlilik (saniyede 40ton!), tüm Amerikan halkının ürettiği kirliliğin 130 katı. Sadece bir hayvan çiftliği tek başına bir şehrin dışkısını üretiyor. Ve hayvancılıkta kanalizasyon sistemi yok… Dolayısıyla çiftlikler, özellikle de balık çiftlikleri, sadece kirliliğin ve dünya toprağının ve sularının bozulmasının değil, canlı çeşitliliğinin azalmasının da en önemli etkenlerinden.

Örneğin, 60 000 tavukluk “küçük” bir fabrikanın haftada ürettiği dışkı 82 ton. Daha 1980 yılında Hollanda’da üretilen yıllık 94 milyon tonluk dışkının ancak yarısı toprak tarafından soğurulabiliyor, geri kalanı doğal su rezervlerini ve ekosistemi kirletiyordu. Bu oran şuanda hesaplamaların ötesinde bir noktada.

Üretilen bu hayvan dışkısının içinde amonyak, metan, hidrojen sülfat, karbon monoksit, siyanür, fosfor, nitrat, ve ağır metaller ile hastalık sebebi olan 100’den fazla mikrobik patojenler bulunuyor. Ayrıca üretilen kirlilikte sadece dışkı da yok, başkaca, ölü hayvanlar, doğum kalıntıları (plasenta vs) kusmuk, kan, idrar, antibiyotik şırıngaları, böcek zehiri şişeleri parçaları, kıl, iltihap ve vücut parçaları…

Tüm bu pislik toprağa ve sulara karışıyor, amonyak ve hidrojen sülfat gibi gazlar havaya salınıyor. Dünyadaki tatlı su kaynakları hayvancılığın ürettiği bu kirlilik yüzünden giderek daha fazla oranda yok oluyor. Bu bölgelerdeki balıklar ya tükenmiş ya da tehlikeli boyutta azalmış oranda.

Endüstriyel çiftliklerden kaynaklı toprak yapısı bozulmalarının mali yükü ise sadece Amerika’da 26 milyar dolar.

*Salgın Hastalıklar: Tarihteki ilk büyük gribal salgın 1928’deki İspanyol gribidir (H5N1). Dünyanın dörtte birinin hasta olduğu bu salgında 50-100 milyon arası insan öldü. Sadece haftalar içinde. Üstelik sadece çok genç ve yaşlıları değil, 25-29 yaş arasında etkili olup yaş ortalamasını 37’ye düşürmüştü.

Bu boyuta neyseki bir daha çıkmasa da, dönem dönem nükseden grip salgınlarının tümü, hayvanların endüstriyel yetiştirilmesinin sonucudurlar. İşte size insan, işte size uyarlık, medeniyet ve bilimum dünya!

Nitekim grip, alerji ve astım hastalıkları oranı, genetik müdahaleye uğramış olan hayvanların yetiştirilip tüketilmesiyle paralel olarak artmış durumda.

Virolojist Robert Webster, tüm griplerin kuş orijinli olduğunu ortaya koymuştur. Kuşlar kendileri hasta olmayıp bu virüsleri taşıyorlar. Bu virüslerin insanlara da bulaşabilmeleri için gereken mutasyon (genetik değişimler) ise endüstriyel hayvancılık sayesinde oluyor. Özellikle domuzlar, hem kuş hem de insan griplerinden etkilenebiliyorlar. İddialara göre kuşlardan aldıkları grip virüsleri insanları da etkileyebilen bir şekilde domuzlar üzerinden evrimleşip insanlara geçebiliyor. Nitekim domuz çiftliklerindeki korkunç koşulların üstesinden gelip kesim aşamasına gelebilen domuzların %30 ila %70 arası, yani ortalama yarısı, bu aşamaya geldiklerinde solunum hastası oluyorlar. Domuzlardaki yaygın üst solunum yolları enfeksiyonları, grip virüslerinin gelişmesinin en önemli zeminlerinden.

Çiftliklerin arz ettikleri bir başka tehlike, hem aşırı kirlilik hem de hayvanlara yapılan aşırı antibiyotik yüklemeleri yüzünden direnç gösteren patojenler. Mikroplar gittikçe daha güçlü hale geliyorlar.

Yalnızca * ile belirtilen kısımlar http://www.yeryuzusakinleri.org/2011/08/hayvancilik-ve-dunyanin-sagligi/ web adresinden alıntılanmıştır.

Dicle Ürünay

Like ·  · Share · Saturday
Devamını Oku »

15 Haziran 2013 Cumartesi

Tüm Mezbahalar Kapatılsın

0 yorum


Bugün saat 14:00’te Galatasaray Lisesi önünden Taksim Meydanına doğru Tüm Mezbahalar Kapatılsın sloganıyla yürümeye başladık. Tüm Mezbahalar Kapatılsın eylemi, eş zamanlı olarak 7 ülke ve 9 şehirde hayvan özgürlüğü için mücadele veren gruplar tarafından örgütlendi. Bağımsız Hayvan Özgürlüğü Aktivistleri olarak Türkiye ayağını ördüğümüz bu eylem 50’den fazla kişinin katılımıyla gerçekleşti. 

Tüm mezbahaların kapatılması esas talebimizle birlikte, bugün sokakta oluşumuz, dünya barışı, iklim değişikliklerinin önüne geçilmesi, açlıkla mücadele ve cinsel yönelim, cinsel kimlik eşitliği taleplerini de içine almakta. Her gün milyonlarca hayvanın, yemek olarak hazırlaması amacıyla mezbahalarda kesilmek için sıra beklediği, toplumun en zayıf halkası olan hayvana uygulanan sömürü ve şiddetin sürdüğü bir dünyada barıştan bahsetmenin imkansız olduğu görüşündeyiz. Endüstriyel hayvancılığın tavukları ve inekleri birer üretim makinesi gibi gördüğü, onlara tecavüz edip yavrularını çalarak dişi beden sömürüsünü ve heteronormatif algıyı beslemesi, farklı cinsel yönelim ve kimliklere uygulanan baskıyı da yeniden ürettiyor. Hayvanlar üzerindeki sömürünün bunlarla beraber, küresel iklim değişikliği ve açlık üzerindeki etkilerini de biliyoruz. Kullanılabilir ve verimli tarım alanlarında üretilen tahılların çoğunun sınai çiftliklere,hayvan yemi olmak üzere gönderilmesi açlığın sebeplerinden biridir. Bu gerekçelerle biz, birbirinden ayıramadığımız bu talepler için -yani dünya barışı, küresel ısınma ve açlığın son bulması, farklı cinsel yönelim ve kimliklerin özgürleşmesi ve tüm mezbahaların kapatılması için- mücadele ediyoruz.

Londra, Paris, Toulouse, Bauru, Rio de Janeiro, Brazil, Houston, San Diego, Florence, Perth ile aynı anda gerçekleştirdiğimiz Tüm Mezbahalar Kapatılsın eyleminin, Türkiye ayağında, son günlerde Gezi Parkı direnişlerinde yaşadıklarımız bir gündemi daha eklememizi gerektirdi. Gezi Parkı direnişinde yaşadığımız polis terörüne, sokaklarda bizimle birlikte maruz kalan, ama tedaviye ve sığınacak yerlere erişmede bizim kadar şanslı olmayan sokak hayvanlarına da dikkat çekmek istedik. Taksim'de 17 günde biber gazından 8 köpek, 63 kedi, 1028 kuş ölümü tespit edildi. Diğer bölgeleri ve kentleri de düşündüğümüzde bu rakam çok daha fazla. Eylemimizde herkesi, sokak hayvanlarının şiddete maruz kalmaması için, sığınabilecek yerlere ve tedaviye ulaşabilmesi için bizlerle dayanışmaya davet ettik.
Son olarak, biz Bağımsız Hayvan Özgürlüğü Aktivistleri hayvanların sömürülmediği, köleleştirilmediği ve öldürülmediği,yeşil alanların beton binalar için katledilmediği, gerçek ve samimi barışın sağlandığı bir yeryüzü istiyoruz. Tüm Mezbahalar Kapatılsın!

BAĞIMSIZ HAYVAN ÖZGÜRLÜĞÜ AKTİVİSTLERİ
Devamını Oku »

12 Şubat 2013 Salı

Irkçılık = Türcülük!

0 yorum


Bağımsız Hayvan Özgürlüğü Aktivistleri olarak, geçtiğimiz günlerde Solin’in annesinin cezaevinden tahliye edilmesi için başlatılan imza kampanyasına grupça katıldık. Kampanyayı hayvan özgürlüğü gruplarımızda ve kendi facebook/twitter hesaplarımızda da paylaşıp yaygınlaştırarak minik bir canın kurtulması için dayanışma gösterdik. 

Ancak sosyal medyadan edindiğimiz haberlere göre, Solin’in annesinin tahliye edilmesinin “şerefine” bir koyun kurban edilmiş. Koyun öldürülürken Solin’in annesi, çocuklarını kucaklayarak ölüm anını görmelerine engel olmuş.

Minik bir canın kurtulması için verdiğimiz imzaların, özgürlüğü için mücadele verdiğimiz bir hayvanın canına mâl olduğunu bilmek bizi fazlasıyla üzdü. Özgürlüğün ve yaşamın tadını almış/alacak canlıların, bir başka canlının özgürlüğünü ve yaşamını elinden almamasını isterdik. İsterdik ki, “ırkçılığa” kurban gitmiş biri, bir başka canlıyı “türcülük” uğruna kurban etmesin.

Türcülük ve ırkçılık birbirinden farklı olgular değildir, nasıl bir etnik köken diğerinden üstün olamazsa; insanın özgürlüğü ve yaşam hakkı da bir hayvandan üstün olamaz. 

Her canlı yaşama ve özgür olma hakkına sahiptir.

Bağımsız Hayvan Özgürlüğü Aktivistleri
Devamını Oku »

3 Şubat 2013 Pazar

Kan Kan Style (Video)

0 yorum
Ham Ham Style diye dans ederken gösterilen hayvanlara aslında yaşatılanlar... Görüntülerin tamamı Türkiye'den, bir kısmı da reklamı yapan firmanın taşıma kamyonundan!



Devamını Oku »

13 Ocak 2013 Pazar

Beyaz Küpte Hayvan Ölüleri: Damien Hirst

0 yorum

Geçen yaz İngiltere’nin en saygın sanat kurumlarından biri olan Tate Modern’de Damien Hirst’ün retrospektif sergisi yer alıyordu. Yaz boyunca Tate Modern’i gezenler, Hirst’ün kariyeri boyunca ürettiği ve her biri çok yüksek fiyatlara alıcı bulan bu işleri bir arada görme fırsatı buldular. Fakat bu sergide Damien Hirst’ün yeni birkaç eseri daha yer alıyordu ve bu eserler, zaten Hirst’ü sıklıkla eleştiren hayvan hakları savunucularının tepkisini çekti.
Hirst’ün ünlü yapan eseri, “The Physical Impossibility of Death in the Mind of Someone Living” (Yaşayan Birisinin Zihninde Ölümün Fiziksel İmkansızlığı) isimli, özel bir sıvıya doldurulmuş bir cam kafesin içerisine yerleştirmiş olduğu köpek balığı idi. Bu çalışmasını 8 milyon dolara satmasının ardından, bu cam kafesleri bir seri haline getirdi ve zebra, koyun, inek gibi pek çok sayıda hayvanı kullanarak tekrarladı. Bu hayvanlar dikkatlice incelendiğinde, üzerlerinde hiç bir çürüme izi bulunmadığı görülüyor ve bu sebeple cam kafesteki sıvıya yerleştirmeden hemen önce öldürülmüş oldukları tahmin ediliyor.
Bu konuda gelen eleştirilere aldırmayan Hirst şu cümleleri kurmuş: “Bir hayvan simetrikse ne yaparsınız? Ortasından kesersiniz ve aynı anda içini ve dışını görebilirsiniz. Güzeldir. Tek sorun ölmüş olmasıdır.” Hayvan hakları savunucularından gelen tepkilere rağmen cam kafesteki ölü köpek balığı güncel sanatın önemli sembollerinden biri sayılıyor. Bu da sanat için hayvan öldürmeyi bir sorun değil bir başarı ve yaratıcılık olarak gören bir düşünce biçiminden kaynaklanıyor. Durum böyle olunca Hirst ve onu takip eden başka kişiler, işlerinde hayvanları öldürmeye devam ettiler.
Hirst’ün bir başka çalışması, İsa’nın çarmıha gerilme sahnesini bir koyun ile yeniden ürettiği eseriydi. Bu “şaheser” hem hayvan hakları örgütlerinden hem de Hristiyanlardan büyük tepki aldı. Sergilenmesi sırasında Hristiyan gruplar galerileri ve müzeleri protesto ettiler. Hirst, bu protestoları keyifle izliyordu, çünkü dikkat çektikçe yaptığı işlerin fiyatı artıyordu.
Tepki çekmesine sebep olan başka bir çalışması 2006 yılında binlerce kelebeğin kanadını kullanarak yapmış olduğu “Kelebek Kanatları” isimli tablo idi. Bu kadar çok kelebeği nereden bulduğunu ve bu kelebeklerin nasıl şartlarda öldüklerini bilmiyoruz. Dahası bu çalışmasının, Lori Precious’un çalışmalarının birebir aynısı olmasıyla intihal iddiaları gündeme geldi. Bütün bunlara rağmen bu iş de 2 milyon dolara alıcı buldu.
Belki de bu yüzden, bu yaz gerçekleşen Tate Modern’deki sergisi için daha da “çarpıcı” bir iş hazırladı. Ne de olsa, ölü hayvanları kullanmaya devam etmek artık sıradan olmaya başlamıştı. Bu sebeple Hirst, bu kez hayvanların ölümünü bize izletmeye karar verdi. Bunun için bir cam kafes tasarladı ve içini çok sayıda sinekle doldurdu. Bu cam kafesin bir yerine ufak bir delik açtı, bu delik başka bir cam kafese açılıyordu ve ikinci kafeste ölmüş bir dananın çürümekte olan başı yer alıyordu. Bir kafesten diğerine geçen sinekler önce kendilerine sunulan bu ziyafetin tadını çıkarıyorlar sonra da kafesin duvarlarında yer alan elektrikli tellere değerek can veriyorlardı.
Başka bir odada da kelebekler yer alıyordu. Yaklaşık iki ay süren sergide 9000 kelebeğin öldüğü açıklandı. Ne kadar sineğin öldüğü ise bilinmiyor, herhalde sayılamayacak kadar çok olmalı.
Damien Hirst İstanbul’da
Nihayetinde güncel sanatın bir moda halini aldığı İstanbul’da da Hirst’ün bir sergisi açıldı. İstanbul’daki sergide böyle şaşalı eserleri yok, daha çok ip baskısı tarzında “eserlerinin” bulunduğu, sanattan çok marka değerinin ön planda olduğu bir sergi. Hayvan hakları savunucuları her yerde olduğu gibi Hirst’ü gittiği her yerde olduğu gibi İstanbul’da da protesto etti. Bağımsız Hayvan Özgürlüğü Aktivistleri, sergi açılışındaydı ve açılışa gelen ziyaretçilerle çeşitli röportajlar gerçekleştirdiler.
Serginin açılışına katılmış olan ve kamuoyunda hayvansever kimliği ile tanınan Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, kendisine Damien Hirst’ün daha önce gerçekleştirdiği işler anlatılınca “Gerçekten mi? Çok üzüldüm. Bundan haberim olsa gelmezdim” dedi.
Sergiyi protesto eden Bağımsız Hayvan Özgürlüğü Aktivistleri yaptıkları açıklamada “Doğanın ham madde deposu gibi kullanıldığı modern zamanlarda, Damien Hirst’ün bir cam vitrine öldürüp koyduğu köpek balığının fiyatını 25 milyon dolar olarak biçmesi trajikomik. Bugün ırkçılık her yerde teşhir edilirken hayvanlara yapılanlar sanat adı altında manipüle edilebiliyor. Sanatın bir din gibi sorgulanamaz olduğu ve sanatçıların yaptıkları her işte estetik aramaya çalışması bugün bile alay konusuyken, gün gelecek bu yapılanların hepsi zırvalık olarak nitelendirilecek. Ama katlettikleri canlıların yaşadıkları acıyı ve ızdırabı kimse telafi edemez. Bugün 9000 kelebeğin elektrik verilerek öldürülmesi ya da hayvanların öldürülüp sanat adına sergilenmesi tıpkı eğlence adına yunusların 35-40 yıllık ömürlerini 3-5 yıl içinde yunus parklarında acı ve stres içinde yaşamaya bırakılmasına benziyor. Sanat uygarlığın sürdürülemez zevkleri uğruna bir takım insanların insan olmayan canlıların hayatlarını hiçe sayması durumuna gelmiştir. Bu nokta da sanat adına işlenen cinayetler insanlığın tarihine kara leke olarak geçecektir ” ifadesini kullandılar.
Güncel Sanatın Durumu
Damien Hirst çok ünlü bir “sanatçı”. Yaptığı işler çok büyük paralara alıcı buluyor. Kendisinin, İngiltere’nin en çok kazanan yaşayan sanatçısı olduğu haberi yakın zamanda medyada yer aldı. Kariyeri boyunca hep sansasyonlarla büyüdü. Sergileri açıldığında sosyetenin ve medyanın akınına uğruyor. Yaptığı işler güncel sanatın sembolü olarak görülüyor.
Bence Damien Hirst bu haliyle günümüzde güncel sanatın ve sanatçının geldiği durumun tam bir karikatüründen başka bir şey değil. Bir zamanlar ana akım sanata tepki koyan ve sanatın formunu radikal biçimde değiştirme iddiası taşıyan güncel sanat, artık sponsorların, büyük holdinglerin, sanat simsarlarının ve Hirst gibi sansasyonlarla gündeme gelen pop starların hakimiyetine girerek kendisi bir ana akım oluşturdu.
Bu pazarda bir sanatçı ne kadar aykırı bir iş yaparsa yaptığı iş o kadar para ediyor. Söz konusu para olduğundaysa, hayvanların öldürülmesi, hayvanlara işkence edilmesi çok da önemsenmiyor. Bu anlamda, sanat sektörünün; et, süt, deri veya kürk sektöründen pek farkı yok.
Devamını Oku »

12 Ocak 2013 Cumartesi

Sanat mı, Cinayet mi? Damien Hirst İstanbul'da! (Video)

0 yorum


Bağımsız Hayvan Özgürlüğü Aktivistleri olarak 10 Ocak 2013 Perşembe akşamı, Nişantaşı'nın dar sokaklarında Damien Hirst sergisine gelen ziyaretçilere, sanat etiği hakkında sorular sorduk. Bizce çok keyifli bir çalışma oldu. Kah "yuh!" kah "işte bu!" diyerek geçecek kısa bir belgesel...


Devamını Oku »

11 Ocak 2013 Cuma

Damien Hirst sergisine ziyaret

1 yorum
'

'Bağımsız Hayvan Özgürlüğü Aktivistleri'' olarak 10 Ocak perşembe akşamı İngiliz sanatçı Damien Hirst'ün İstanbul Nişantaşı'ndaki yeni sergisinin açılışında bulunduk. 

Çalışmalarında kullandığı hayvan cesetleriyle tanınan, "Bir hayvan simetrikse ne yaparsınız? Ortasından kesersiniz ve aynı anda içini ve dışını görebilirsiniz. Güzeldir. Tek sorun ölmüş olmasıdır." gibi söylemleri bulunan, gittiği her yerde protestolarla karşılanan Hirst'ün sanat anlayışı ile ilgili yaptığımız röportajlarda Bedri Baykam, Mustafa Sarıgül, serginin sahipliğini yapan Raffi Portakal gibi isimler sorularımızı yanıtladı.

Sergi katılımcılarına şu soruları sorduk:
  • Damien Hirst'ün daha önce gerçekleştirdiği çalışmalarla ilgili bilginiz var mı?
  • Damien Hirst'ün içlerinde zebra, köpekbalığı, koyun gibi hayvanların ölü bedenlerini özel bir sıvı içerisinde sergilediğini biliyor musunuz?
  • Peki İngiltere'deki en son sergisinde 9000 kelebeği öldürmüş olması hakkında ne düşünüyorsunuz?
  • Sizce sanat günümüzde öldürmeyi meşrulaştırabilecek bir duruma geldi mi? Sizce hayvan öldürülerek sanat yapılabilir mi?
Sergide çok sayıda ziyaretçinin kürk giyiyor olması dikkatimizi çekti,.


Sergide gerçekleştirdiğimiz röportajlar çok yakında sitemizde yer alacak.


Devamını Oku »
 

Copyright © Bağımsız Hayvan Özgürlüğü Aktivistleri Design by Free CSS Templates | Blogger Theme by BTDesigner | Powered by Blogger